PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : imkansız değildir hiçbir aşk! (martı ve kumru)



hazall
15-02-2009, 18:21
bilemezsin! aşkın, saatinin, gününün, mevsiminin olamayacağını. yaşı yoktur aşkın, sevdalanmanın. en tutsak günlerindir aslında hayata bağlandığın. ama ne kelepçesi vardır ne de prangası, ne de demir parmaklıkları…

bilemezsin! yaşamadıkça yürek atışının bu kadar hızlı, çırpınırcasına atarken ölümden korkulmayacağını, aksine ona kucak açabileceğini.

bilemezsin! ürkek sevdanın seni, yarattığın aşkın, kahramanı yaptığını.

bilemezsin ki! aşkı yaşamadan önce sahile kalp çizmenin nedenini. o kalbin içine yazdığın isimlerin baş harflerini alıp götürürken bile dalgalara kızıp, inadına tekrar yazacağını.
bilemezsin! korkunun, korkaklıktan değil kaybetmekten olduğunu.

bilemezsin! yaşamadıkça aşkın, sevdanın, seni bilmediğin bin bir çiçek rengini barındıran diyarlara alıp götüreceğini.
bilemezsin ki can! bu sevdanın neden daha önce gelmediğini…


beyaz martı, bir gün karnını doyurmak için, farklı bir yere kanat çırpmalı olduğunu hissetti. her zaman gittiği, sayısız balık bulacağı yere uçmak istemedi kanatları. bütün martılar gibi yaşamak istemedi birden. gökyüzüne baktı, oysaki her şey aynıydı. neydi acaba buradan kaçarcasına gitmek istemesinin sebebi diye düşündü.

gözlerini kapattı, daha önce hiç duymadığı bir ses duydu. küt küt küt…

yavaşça gözlerini araladı, kanatlarını gerdi, hızla savurdu rüzgara. özgür olduğunu o dakika anlamış. o artık özgürdü.
bunu gören diğer martılar bakakaldılar arkasından. nereye gidiyor? acaba diye düşünmüşler. merakla izlediler, gözden kaybolana dek martıyı. daha sonra devam ettiler özgürlüğüne uçan martının neden bu nu yaptığını asla anlayamayacakları hayatlarına.

martı hiç durmak sızın, mavi beyaz havayı, sanki kucaklarmışçasına, coşkuyla uçtu, uçtuuçtu…

duyduğu o sesin varlığını tekrar hissetti. o anda aşağıya baktı. daha önce hiç bilmediği ve görmediği ufacık bir ada gördü. kanatlarını süzerek aşağıya indi. yavaş ve ürkek bir şekilde kumların üzerine kondu. etrafına baktı. neden burada olduğunu anlamamıştı ürkek yüreği. ama bilmediği bir huzur vardı içinde mutlu olduğunu hisseti bu ada da. yüreğindeki ürkekliği almış götürmüş mutluluğu. beklemeye başladı denize bakarak.
biraz zaman geçtiğinde acıkmış olduğunu hissetti. paniğe kapıldı birden. o ürkeklik tekrar sardı o ufacık yüreğini. bilmiyordu burada ki tehlikeleri. nerden dalmalıydı denize. nerdeydi onun açlığını giderecek balıklar. şöyle bir baktı, yapmak zorunda olduğunu hissederek kanatlarını çırptı. biraz havalandıktan sonra daha önce hiç görmediği bir balık sürüsü gördü. sert bir şekilde daldı hemen denize. açlığını giderene kadar, zorlanmadan yakaladı tek tek balıkları. mutlu bir şekilde döndü tekrar adasına. artık karnı da doymuştu.
sessizlik onu, o sessizliği dinledi bir süre. bekledi neyi beklediğini bilmeden.

gece olmuştu artık. ay ışığının denize vuran yansımaları çekti dikkatini, bu kadar güzel olduğu hiç dikkatini çekmemişti daha önce yakamozların. hayran kaldı gördüklerine.

sabahın ilk ışıkları, yeni yaşamına doğdu martının. adını bilmediği huzur hala içindeydi. iki kanadını da açarak güneşi selamladı.

martı mutluluğunu her gün yeniden keşfediyordu. ogün içindeki tarif edemediği büyük heyecanla gökyüzüne kanat çırptı. bir süre uçtu masmavi gökyüzünde. bir ara aşağı baktı, engin, masmavi okyanusa. ufacık bir leke gördü ışılayan maviliğin arasında. biraz yaklaştı bir az daha…

yaralı bir kumru sürükleniyordu, denizin hafif dalgalarının hızıyla. öyle bitkin, öyle yorgun düşmüştü ki, artık dayanacak gücü kalmamıştı yorgunluğuyla savaşmaya. vazgeçmişti bir ara hayatından ama güçlüydü kumru son bir kez daha dedi kendi kendine.

son bir kez…

martı hızla aşağı indi. kumrunun yanına yavaşça kondu. kanatlarını açarak denize batıp çıkan gagasını kaldırdı, sarmaladı. yavaş yavaş adasına götürdü kumruyu.

kumların üzereni yatırdı. nefes alıp almadığına baktı endişeyle. yaşaması gerekti o hiç tanımadığı, daha önce görmediği aşkın, kalbinin sonsuza denk atması için dua etti. kumru’nun ıslak tüylerinin arasından görünen, cılız vücudunda, ufacık kalbinin yorgunca çarptığını gördü. derin bir nesef alarak onun hayatını kurtaran kanatlarına baktı, gülümsedi. mutluluğu daha da artmıştı. beklemeye başladı sabırla.

az sonra gözlerini yavaş yavaş açmaya çalışan kumru güneşin ışıklarından korunmak için kanadını kaldırmaya çalıştı ama gücü yoktu. birden bir gölge fark etti gözlerinde. ne olduğunu anlamak için narin boynunu yavaşça çevirdi. gördüğü gözlerin sıcaklığı çöktü üşüyen vücuduna. sıcacık olmuştu kalbi. hayatını kurtaran gözlere teşekkür edecek bir sözü yoktu ama akan iki damla gözyaşı bütün sözleri susturmuştu.

martı kanadını sırtına koydu hemen kumrunun yavaşça kaldırdı. bütün benliği titremişti dokunduğu an ona.
martı yine duydu o sesi küt küt küt. anladı ki o ses kalbinin sesiydi. onu bu ada ya getiren sesti o.o ses, sevdaya götüren sesti. o ses hayatı boyunca kumrunun kalbi için atacak sesti…
martı ve kumru yaşadı bu imkânsız aşkı, doğa ne kadar olmaz dese de, inadına yaşadılar, inadına sevdiler, inadına her gün tekrar âşık oldular…