PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : AnKa KuŞu



melda
18-06-2008, 00:34
ANKA KUŞU

Çok çok eski zamanlarda,
Simurg Anka adında bir kuş varmış,
Kanatlarında kırmızı ve altın renk tüy,
Gagası zümrüt,
Tırnakları elmastanmış.
Zümrüd-ü Anka diye de çağrılırmış.
1700 yıl yaşarmış.

Kaf dağında bulunan,
Bilgelik ağacında yuva kurarmış.
Ömrünün biteceği gün,
Alev alır yanarmış,
Yandığı küllerinden,
Yeniden yavru olarak doğarmış.
Bu yüzden uzun zaman yaşarmış..
Dünyanın yıkılışına üç kez tanıklığı varmış..
Kuşlardan kimin derdi varsa
Derman diye ona uğrarmış.

Gel zaman git zaman,
Kuşların başı dert de,
Gelmez bir türlü Anka nerde..
Kimi demiş yok böyle bir kuş..
Kimi demiş yuvası kaf dağında..

Derken bir tüy bulmuşlar yerden..
Söylenmiş hepsi birden..
Bu tüy buraya nerden geldi.
Bu Anka’nın tüyü besbelli.
Anka’ya doğru kanat açalım,
Hep birlikte uçalım.

Tüm kuşlar yola çıkmış,
Geçmeleri gereken yedi vadi varmış.
Bu vadilerin her biri ayrı renkte,
Her birinde gizlenmiş
Ayrı duygu,ayrı hile.

Vadilerden geçerken,
Önce bülbül vazgeçmiş.
Benim aşkım g ü lüm,
O üzülürse ben ölürüm demiş.
Ve güle hasreti artık hiç bitmeyecekmiş.

Papağan tüylerim güzel,
Bu kadar uçmak onları eskitir,
Ben kıyamam tüylerime demiş,
Ve güzel tüyleri yüzenden kafeslerde ömür tüketmiş.

Kartal; yükseklerdeki krallığını bırakamamış;
Baykuş yıkıntılarını özlemiş,
Balıkçıl kuşu bataklığını.
Derken her vadide bir duygu tuzağı,
Döndürmüş bazı kuşları geriye.
Sayıları gittikçe azalmış.

Altıncı vadi ŞAŞKINLIK duygusu ile dolu,
Yedinci vadi ise YOKOLUŞ vadisiymiş.
Bu vadileri de aşanmışlar,
Kaf dağına varmışlar.
Saymışlar kendilerini,
Sadece otuz kuş kalmış.
Bakmışlar sağa sola,
Ne bilgi ağacı var,
Ne de Simurg Anka.

Meğer Simurg otuz demekmiş,
Anka da kuş demekmiş,
Hepimiz bir Simurg Anka’yız biz,
Her birimiz Simurg’dur bizim,
Deyip vazgeçmişler Anka’yı beklemekten.
Şaşkınlık ve yok oluşu da yaşamışlar.

Yine de uçmayı sürdürerek,
Kendi küllerimizden yeniden doğabilmek için,
Kendimizi yakmadıkça,
Her birimiz birer Simurg olmayı göze almadıkça,
Bataklığımızda,
Tüneklerimizde ve kafeslerimizde,
Yaşamaktan kurtulamayacağız,
Şimdi kendi gökyüzümüzde uçma zamanıdır,
Deyip uçmuşlar, uçmuşlar, uçmuşlar….


İşte o gün bu gündür,
Bir hafta yedi gündür,
İnsan her bir günde ayrı bir vadi geçer,
Ayrıdır her günün tuzakları.
Bir gün sever kendini,
Bir gün sever kendinden çok birini,
Bir gün şaşkınlık vadisinde
Donakalır hareketsiz,
Bir gün yok oluş vadisinde
Kaybeder kendisini,
Bir başkası için erir tükenir sanki.
Sonra yine başa döner,
Bir hafta böylece,
Tekrar tekrar yaşanır gider.

Otuz kuş da ayın otuzunu,
Seninin sonunu temsil eder.
O gündür bu gündür,
Bir ay yaklaşık otuz gündür.

Denilir ki bu yedi vadi,
Bu dünyanın yedi defa yok oluşunu,
Yedi defa kuruluşunu anlatır.
Yedinci zaman sonra ki yok oluş,
Dünyanın son buluşu,
Kıyametin kopuşudur.

Her vadinin rengi ayrı,
Her bir kuşun rengi ayrı,
Çektiğimiz çile aynı.

Testiler farklı olsa da,
Fırat’ın suyu ile dolunca,
Testilerin faklı olması,
İçindeki suyu değiştirmez.

Hepimiz biriz, aynıyız.
Hepimiz birer ışığız,
Güneşin yedi rengi gibiyiz,
Aynı kaynaktan doğarız,
Renklerimiz farklı olsa da,
Birbirimizi tamamlarız.

Büyük bir ışıktan geldik biz,
Tekrar o ışığa döneceğiz,
Firdevs cenneti Mezit vadisinde,
Haftada bir O’nu göreceğiz.